30 Ağustos 2012 Perşembe

Yepyeni iş !!!


Evde durumlar çetrefilli olunca ruhumun çalışmaya meyili arttı haliyle.
Çok sevdiğim bir hocam vardır, kendisiyle konuşmak için iş yerine giderim
lakin günlerden pazartesidir ve hocamın tatil günüdür.
Diğer hocam karşılar beni ve durumumu açıklamaya fırsat vermeden iş teklifiyle sürdürür cümlelerini
tanıdığım bildiğim bir mekan sevdiğim hocalarım ve ben kabul ediyorum haliyle
saat 14.35 öncesine de değinmek istiyorum…
Uzunca zamandır evden çıkmıyorum. şöyle afilli bir makyajdan sonra tüm meteoroloji haberlerinin sağanak yağış uyarılarını dikkate alıp şemsiye almayı ihmal eden ben! kaygısı henüz bitmeden sel‘imsi bir yağışla araçta kalakalırım. İnsem bir türlü beklesem başka türlü. Neyseki bir baba kız çift şemsiyelerinden birini bana verirler dolayısıyla günümün kahramanları olurlar. Ptt‘nin önünde halk yığınının arasına karışıveririz. Gencinden yaşlısına herkes orada yağmur dinsinde gidelim telaşında... Şemsiyeli biri geçsinde bizi de alsın edalarında ıslak kedi yavruları gibi mahzun bir şekilde bekliyoruz.
Arkamdaki dede: kızım 1985 te bir yağmur yağdı sel oldu sandık iki dakikada alacakaranlık oldu hatırladın mı diyor ? o zamanlar 1 yaşındaydım diyemiyorum haliyle evet amca ne korkunç bir gündü diye devam ediyor konuşmamız. Dedeyle yaşıt bir başka dede o yağmurda şemsiyesini baston niyetine kullanıyor ıslanmak umrunda değil.
Gören titanic ten sağ kurtulan adam olduğunu sanabilir öyle vahim halde. Bizim dede şu şemsiye bizde olacaktı diye iç geçiriyor ıslak çekirdek pakedini bana uzatarak ikramda da bulunuyor sağolsun. Oysa zavallı çekirdeklerin güneşte bir müddet bekledikten sonra tekrar kavrulması gerek bunu da ona söyleyemiyorum haliyle. Slmlaşıp uzaklaşıyorum bir hayli hızlıca….
Mutlu dönüyorum eve içim kıpır kıpır hemen max ve beço ile paylaşıyorum bu mutlu haberi.. Sarmalıyorlar beni en sevdiklerim…Huzurum fevkaladenin de fevkinde… Mutluluğumsa uzun zamandır hüznüme tur bindirmekte
tahtalara vuruyorum batıl olmayı da seviyorum !!

27 Ağustos 2012 Pazartesi

İç demokrasimde yağmur etkisi !!

Kitleleri melankoliye dibine kadar depresifliğe götürmesi olası iken, olağanüstü bir ruh halinde olmamı sağlar…
Anlam yüklemeyi severim mevsim yağışlarına.
Leke çıkarır yağmur! Hüznümü yıkamasına izin veririm böylece birikim olmayacak ve ruhum az hasar görecek .Yine yeşillenip filizlenmeme fırsat verilecek .
Herkes ruhunun gereğini bilecek!! Bilecek ki yeterli gücü bulup yaşamını sürdürebilsin. Çünkü kişilere endeksli olmamalı mutluluklar, benliğini çözememiş özgür olmayan hiçbir insanın mutlu olacağına da, yeteri kadar sevebileceğine de inanmayanlardanım. Sev kendini gülümse saçmalıklarına, küfür et ayağına gelen çamura, omuz silk canını sıkanlara, dinlediğin hatta en sevdiğin şarkının kulaklıklardan taşmasına izin ver, hatta mırıldan.
kimin ne düşündüğü kimin umurunda
sev kendini çünkü biricik hayatının hangi evresinde olduğunu bilemeyecek kadar az yaşayacaksın.. Bu saniye iç sesini takip etmen için hareket noktan olmalı. Sirkeleşmiş ilişkiye, işe, dostluklara ket vurup yola devam etmenin tam zamanı…
Gül ki gülsün dünya !!!

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Orman park

Yoğun iş temposundan, (bu benimle hiçç alakalı değil) şehrin kalabalığından, rotası belli hafta sonlarından sıkılanlar hem doğal bir ortamda olayım hem de aracımın km ibresi oynamasın diyenler durun!!! İşte o mekan huzurunuzda…
İlk iki yıl önce bir kış gecesi gitmiştim ve ruhuma nasıl iyi gelmişti.Sonrasında max ile tüm kışımızı bu mekanda geçirdik. Çin damasının dibine vurduk. Kahvaltının mutluluktaki payının büyük olduğuna inananlardansanız açık büfe kahvaltısı bizler için sere serpe...
Mary ve max deseler şüphesiz orman park derim. Kutsal mekanımızda omlet yerine birbirimizi yediğimiz, doymayıp masadakileri de süpürdüğümüz anlar bolca hatırımda...Yapay gölcük vee ördeklerimmm!! Bir el hareketiyle yanınızdalar, sanki yumurtadan çıkışlarına şahidim hiç ayrılmamışız öyle samimiyiz…Kah ekmeğime kah peynirime sulanırlar….
Eğer Sakarya' dan yolunuz geçerse mevsim de güz ise gözü kapalı tercih ediniz...


23 Ağustos 2012 Perşembe

Sent Antuan Bazilikası !!


2010 yazıydı sanırım yine dost ziyaretlerimden birisi ve istiklal caddesi ..İstanbul’ un  merkezinde yer almasına karşın dışarıdan fark edilmeyecek  kadar az göze batan bir yapı Sent Antuan Bazilikası ..Bazilika hayranlığım vee pat içerideyim ..
Kiliseye adını veren azizin adı Antonio / Antonius olmasına karşın ,Fransızca söylenişi esas alınarak ,halk arasında Aziz Antuan olarak kullanılmaktadır.Beyoğlu kimliği ile bütünleşen anıt-yapı özelliğini taşıyan sent Antuan Kilisesi yaklaşık yedi yüzyılı aşan bir serüvene sahip.
1221 O zaman ki adıyla Konstantinapolis’e yerleşen Fransiskenler ‘in ilk evleri Theotokos  Kyriotissa Kilisesi olur. “ Latinler Ayasofyası “ olarak da bilinen bu kilise farklı dönemlerde üç yangın dan kurtulmayı başarır.Yapında ahşabın bolca kullanılması 1762 de bir kez daha yanmasına sebep olur.Artık talihsiz yapının bu hezimeti yaşamaması için ana malzeme taş’a dönüşür.
Sonsuz bir kalabalık gibi sürekli akarcasına Beyoğlu ‘nu dolduran ,gencinden yaşlısına binlerce insan ,her gün Sent Antuan kilisesinin önünden geçer ya da içeriye girerek mum yakar ve dua eder.Caddeyi dolduranların bazısı yaz sıcağında kilisenin  serin avlusunda dinlenir.Bazısı daha bilinçli olarak içeriye girer : yaşamındaki zorluklar karşısında İsa ‘nın yardımını dilemek ,düştüğü hataları fark ederek af almak .Hemen hepsi temelde İsa Mesih ‘ le diyalog kurmak için buradadır.Kilisenin yeşil demir parmaklıklı kapısı her gün bunun için aralanır.Bir kemerle iki apartman bloğunu birbirine bağlayan parmaklıklardan girildiğinde apartmanlar ,kademeli bir biçimde daralarak avluya genişlik kazandırır.Bu özelliğiyle kilise her geleni , her arzu edeni kucaklamaya , sonsuz sevgisi ile karşılamaya hazır olan İsa Mesih ‘ in dünyaya açılan kollarını anımsatır.Yargısız ve sorgusuz herkes İsa ‘ ya gelebilir, kiliseye geldiği gibi ….
Çanlar ayinlerin başlama saatlerini belirtmek için günde üç kez çalınırlar.( yanı sıra bazı ülkelerde örn / fırtına ,yangın gibi olağanüstü olaylarda ya da bir ölüm olduğunda çalarlar ) Gençliğimiz sabah ,olgunluğumuz öğle yaşlılığımız tıpkı akşamı anımsatır..Kilisenin dış yapısı kadar iç yapısı da ilgi çekici yuvarlak pencerelerdeki vitraylar ,lambalar ,kutsal su mermerleri ,ikonalar ve mumlar….Mumluğun hemen yanında biraz uzunca bir dua, şu cümleleri anımsıyorum : Ailem için ,tanımadıklarım için ; bir gün karşılaşacağım kişiler için sevginin alevi olsun .Merhamet et içimdeki karanlıklara !Bazı zamanlarda bazı içsel dürtüler bizi ummadığımız ya da plan dışı yerlere sürükler merakla mantığını çok da irdelemeden kulak veririz içimizde ki sese ..Sebebi buydu belki de ziyaret  edilecekler listemize bir isim daha eklemek …

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Babalar ve kızları !!

Zor bir hayatı olmuş babamın.küçük yaşta annesi ölünce Trabzon-Sakarya serüveni başlamış.Büyükbabamın ikinci evliliği öz-üvey kardeşler (ki bundan bana hiç bahsedilmedi 20 li yaşlarımda öğrendim)
tam 8 kardeşler….
Çalışkandır mücadele ve sorumluluktan kaçmaz.13 yaşında kendine ait bir dükkanı varmış minik bir esnaf.
Askerden gelince canım anneciğim ile evlenirler (harika bir hikayeleri var) akabinde aile hayatı .

Babama bakınca aile hayatının geç edinilmişliği ve annenin yokluğu okunur gözlerinden. Az bilgi verir, çoğu zaman bilemezsiniz ne düşündüğünü... Fevridir çabuk parlar, sözleri yerle bir edicidir.bunlara karşın gram kin duygusu yok, sözlerinin pişmanlığı ise çok.
İlginç bir kişiliği var; geç getirdiğimiz su ya da kürdan için fırtınalar koparan gemileri yakan bu adama iç dünyanı rahat rahat açarsın (gönül işleri de dahil) desteğini öyle bir hissettirir ki sapasağlam hissedersin bir tek babam olsun bana bir şey olmaz dedirtecek türden.
Hayretle gözlemlerim... Babam bu kadar güçlü olmayı nasıl başarıyor, 28 yaşında olmama karşın nasıl hala küçük kızı gibi hissetmemi sağlayabiliyor, en ufak aile desteği almamasına rağmen nasıl bu desteği sonuna kadar verebiliyor?

Anlıyorum ki çatık kaşlarının memnuniyetsiz tavırlarının ardına saklanan babam bizi çok seviyor. En ufak problemimiz uykularını kaçırmaya yetiyor.


Sonra diyorum ki !!! 13-63 yaş arası 1 hafta bile tatil yapmadan çalışmış amacı sadece bizi mutlu etmek olan bu adam dünyanın en iyi babası… Bazen psikoca asabi olsa da onun varlığı = aile olmanın huzurun tek anahtarı.



İyi ki varsın canım babam ….! Seni çok seviyorum… (tıp kı tüm minik kızların babalarını çok sevdiği gibi)

18 Ağustos 2012 Cumartesi

İş krizi!!!

Sakarya' da iş bulma zorlu bir süreçtir.Çeşitlilik yoktur en vasat işlerde bile fazlaca deneyim beklenir ki işin kapasitesini aşan deneyimden bahsediyorum …
Tüm şehirlerde bu süreç zorlu geçer belki ama bu şehirde çok daha çetrefilli içe dönüklük hat safhada …
Bir gün kariyer net ve secretcv de psikopatça ilanlara tıklarken buluyorum kendimi a
ranılan niteliklere uygun olup olmamam ya da işin benim kriterlerime uygun olup olmaması umrumda değil tık tık tık bütün ilanlara başvuruldu .geri dönüşümler olmuyor değil ama ah şu mülakatlar ..
Koçtaşı hatırlıyorum.Türlü testlere tabi tutulduktan sonra mavi yaka testi uygulanır.akabinde müdür bey ile görüşme safhasına geçilir .
* X hanım siz danışma için uygunsunuz
* Hayır x bey ben bahçe bölümünü istiyorum( toprağa çiçeğe ufacık ilgim yoktur bu kendime şans vermem için şarttı ) inatlaşmayı ben kaybederim koçtaşın kapıları sonsuza dek kapanır….
Başka bir gün bir psikoloğun asistanı olmak için mülakata çağrılırım . victorıa secret defilesinden ayağının tozuyla gelmiş kızlar asistanlık için sıra beklerler.tonlarca kız!  tanrım bu dünya hiç adil değil.psikolog bey ulusal kanallarda boy gösterdiği için artist egosu tavan... klasik müzik dinletisi eşliğinde teste tabi tutuluruz…kızlar tir tir titriyor sanki cumhurbaşkanı genel sekreterliği için kapışıyoruz.sonuç negatif …
Bir sabah reklam şirketinden aranırım mülakat ışık hızıyla geçer zekama aşık olan genel koordinatör hemen işe alır beni şaka gibi …şuan canım olan dostlar edinirim
cümlelerimin an be an peşindeler hissediyorum …
Lakin bizim patron şehirdeki firmaları birazcık dolandırınca iki aylık çalışma serüvenim bitiverir.elimde kartvizitimle kalakalırım...
şu aralar kurumsal bir reklam şirketiyle görüşmelerimiz sürüyor sonucu ben de merak ediyorum..
Tanıdığım zekasına güvendiğim bir çok insan iş arayışında üzücü; ama sıradan niteliklere sahip insanlardaysa işler yolunda her şey tıkırında.gariptir bir çok olumsuzluk normal insanları depresif hale getirirken ya da hırs olayını etkinleştirirken benim sadece hayal gücümü sağlamlaştırıyor.
Beço benim her şeyimdir.ruhumuz çok benzeşir.relax bi yapımız var şöyle ki ;
Ales nasıl geçti canım ? kötü
Senin kpss ? kötü
bizim enerjimiz bomba yatırımlarımız 50 yaş sonrasına …
biz başarılı oluruz hem de öyle güzel oluruz kiiiiii ……..

17 Ağustos 2012 Cuma

Max

  
2010 yazı ..mezun olmuşum, iş bulamamanın sıkıntısı ile kpss için dershane arayışındayım. kriterlerim de yok aslında, biraz içimi ferahlatsın mekan hemen kaydolacağım .
Tanrımmm ne idealist bir düşünce (?)
dersler başlar bir amaca kilitlenmek biraz motive eder beni ..Her akşam kursa geldiğimde, merdivenlerde harika bir parfüm karşılar beni. anlarım ki o kursta benden önce gelip yerleşmiş bile. o huzuru anlatamam, ki aramızda arkadaşlık bile yok o zamanlar…
Koku her zaman önemli oldu bende. hayatımın belli anlarını , dönemleri bu sayede net ayırır beynim. kaderin kötü sürprizleri olmuyor değil, lakin çocukluğuma dayanır bu koku hassasiyetim. karıncalardan daima uzak durur kokularını sevmediğimi söylerdim. Aileme saçma gelen bu durum alay konusu olmuştu. ta ki bir gün belgeselde bilim devreye girinceye kadar …Tezimin kanıtlanması kuş gibi hafifletmişti beni kokuyorlardı işte  
Konudan saptım resmen
kpss hezimetim ile güzel bir dostluk başladı max ile..İş arayışlarım, komedi mülakatlarım bizi yakınlaştırdı
işin resmiyeti ise kendisinin kpss den iyi bir puan alıp İstanbul ‘a atanmasıyla başlar.Tanrımmm nasıl eksiklik hissettim
diğer yanım benden çok uzakta gibi.
bu adam unuttuğum hislerimi canlandırdı... Efendi sakin bir adamdır. benim tam zıttım. hayatımda ki türlü olumsuzlara rağmen yaşam enerjisini sapasağlam tutmayı başarabilenlerdenim …Şimdilerde benim en sevdiğimdir kendisi. eğer planlarda bir aksilik olmaz ise bir dönem sonra soyadını zevkle kabul edeceğim adam …Türlü türlü sıfatları var; yalıçapkını, kocabaş sadece içlerinden en sık kullandıklarım…
kendisine max demem ise mary and max filmine dayanır.
Geçen kış rastgele izlediğim bu filmde karakterler arası bağ beni büyülemişti. dolayısıyla mary de ben oluyorum. Şiddetle tavsiye ederim izlemeyenler için... (animasyon başka bir hastalıktır ve bunu da kanıtlayan bir sürü delil var)
 


16 Ağustos 2012 Perşembe

En güzel saatler !!!

Askerlikte en çok şikayet edilen saatlerdir 3-5 nöbetleri zorunlu olduğu için midir yoksa uykuya eğilimden mi bilinmez
bir çok övgüye dair anı biriktiren baylar şiddetle hatta nefretle bahsederler benim için kutsal sayılan bu saatlerden ….
el ayak çekilir etraf sessizleşir hatta öyle ki çıt çıkmaz
uzunnnnca yıllara dayanmasa da üniversite yıllarımdan en büyük armağandır …iç sesim tavan yapar ,düşüncelerim kıyasıya mücadeleye girer öyle güçlü güçsüz savaşı da değil epeyce sert çarpışırlar.elimde çay ki çoğu zaman kahveyle eşlik ederim onlara müzik varsa bir de ne ala ama yoksa taraf tutmam an meselesi …
Şu sıralar evde olağan üstü toplantılar olmakta ,yeni kararlar alınmakta .ev curcuna kayıp çorabımı 25 dak aradım git çekmeceden al ve giy ne saçma değil mi ? hayır takıntı bendeki odamın hacmi belli çorabın gideceği yerlerde dolayısıyla bulamama beni psikoya bağlamakta ...
gecemin yıldızını ayağıma geçirirken ramazan davulcusunun melodisine takılıyorum …güm güm güm şeklinde olması gerekir aslında hadi kalk anlamında ama omuzlarımı kaptırıyorum ritme bildiğimiz oyun havaları hem de bu saatte ..civar dairelerden istekler gelir amaçtan sapılır küçük bir çocuğun bu işi üstlenmesi ve bunu radikal bir şekilde yapması camda alıkoyuyor beni oysa kimseyle paylaşmak istemediğim benim saatlerimde …
şimdi bana verilen görevi yerine getirmem gerek max ‘i uyandırmalı teli duymuyor ise deli gibi ısrarla aramalı …max kim mi ??? uzun uzun anlatmalı ……